Bir Bira Fabrikası, Antik Mezarlıkta Bulunan 2500 Yıllık İçkiyi Yeniden Hayata Döndürüyor


(Murat Uyar) #1

http://nereye.com.tr/bir-bira-fabrikasi-antik-mezarlikta-bulunan-2500-yillik-ickiyi-yeniden-hayata-donduruyor/

Eğer 260 yıllık bir formülden bira yapımının harika bir şey olduğunu düşünüyorsanız, bir kaç bin yıllık mayalı bir içkinin yeniden canlandırılması epey ilginizi çekecektir. Amerika’nın Milwaukee eyaletinde bir bira fabrikası, arkeologların antik bir mezarlıkta ortaya çıkardığı alkollü bir içeceğe ait kalıntılardan yola çıkarak bu mayalı içkiyi yeniden hayata döndürme görevini üstlendi.
Wisconsin – Milwaukee Üniversitesinden bir arkeolog ile bir antropolog, ekipleriyle birlikte gerçekleştirdikleri çalışmada, günümüz Almanya topraklarında M.Ö. 400-500’e tarihlenen bir Demir Çağı defin alanında buldukları bir kazan içerisinde eski bir içkiye ait kalıntılara rastladılar. Kazı ekibinden Bettina Arnold, bronz kazanın içindeki maddenin içeriği ile ilgili bir fikre sahip olduklarını bildirerek, Milwaukee Lakefront Bira Fabrikası ile işbirliği içinde, kazanda buldukları kalıntı maddelerden esinlenerek bu formülü canlandırmak için kolları sıvadı.
Wisconsin – Milwaukee Üniversitesinden bir arkeolog ile bir antropolog, ekipleriyle birlikte gerçekleştirdikleri çalışmada, günümüz Almanya topraklarında M.Ö. 400-500’e tarihlenen bir Demir Çağı defin alanında buldukları bir kazan içerisinde eski bir içkiye ait kalıntılara rastladılar. Kazı ekibinden Bettina Arnold, bronz kazanın içindeki maddenin içeriği ile ilgili bir fikre sahip olduklarını bildirerek, Milwaukee Lakefront Bira Fabrikası ile işbirliği içinde, kazanda buldukları kalıntı maddelerden esinlenerek bu formülü canlandırmak için kolları sıvadı.
Peki bu içki gerçekte neydi? Lakefront’taki uzmanlara göre arpa ve balın tatlandırıcı olarak kullanıldığı “brag got” diye bilinen eski bir tür içki.
Ürünün tadımını yapan NPR Medya’dan Bonnie North, “Tadı hoş, nerdeyse Porto şarabı gibi, tabi biraz nane ve bitkisel aromalı.” diye yorumda bulundu. Lakefront’tan Chris Ranson’a göreyse, güzel tadına rağmen bu içki, insanların satın almak isteyebileceği bir şey değil ve asla raflarda kendine yer bulamayacak.


(alkan_d) #2

Göbeklitepe’de M.Ö. 9-10 bin civarına tarihlenen “bira” da var ama anlat anlatabilirsen.

Bu arada Bosphorus Brewing Company brewmaster’ı arkadaş da bu tip arkeoloji+bira konularıyla çokça ilgili. Küçükçekmece civarında yapılan bir kazıya gidip, oradan su taşıyıp, yabani ısırgan otu toplayarak yaptığı arkaik bir birası da vardı (Nettle beer).


(ersoy) #3

Valla bravo. Isırganotu birası, evet, hala yapılıyor ama ancak meraklılar tarafından. Aslında lezzetini anlatanlara bakılırsa denenebilecek birşey. Ne var ki, şimdi burada bir nettle beer ve bir braggot reçetesi paylaşmaya/oluşturmaya kalksak, moderatörlerin bunu bira kültürü dışında bulup konuyu kilitleme olasılığı var. Bunun, tam olarak bilemesek de, iyi kötü tahmin edebileceğimiz “gözden uzak kalma” temelli bir nedeni varsa, anlaşılabilir. Ancak tek neden neyin bira kültürüne ait, neyin bu kültür dışında olduğunun subjektif bir yorumuysa, moderatörlerden bu tavrın gözden geçirilmesini rica ediyorum. Cider ve zencefil birası dizgelerinin bu nedenle kilitlenmiş olması bence son derece aşırı bir tepki. Bu içecekler damıtılmış değil, üretilmelerinde yasal bir sakınca yok ve herhalde bu forumun moderatörleri dışında dünyadaki tüm ev biracıları tarafından bu hobinin bir parçası olarak görülüyorlar. @Taylan


(Halit) #4

Ben bu baharda denemeyi düşünüyorum nettle beer :grin: ben tarif alabilirim özelden hocam


(Durul Güven) #5

Halit @wildtrak sen nettle ipa denemezsen ben de ne olayım😂


(evbiracısı) #6

Framboi de ekle :grinning: çeşit olsun


(Halit) #7

Bak ipası güzel olur kesin özellikle cascade ile :joy:


(Taylan Özdere) #8

Bu subjektif birşey değil. Bir içkinin bira olabilmesi için malttan üretilmesi gerekli. Bu bizim icat ettiğimiz birşey değil, biranın dünyadaki tanımı.

Cider = elma şarabıdır. Bira değildir

Zencefil içkisi = zencefilli, fermente şekerli sudur. Bira değildir.

İsminde bira kelimesi geçiyor olması o içkiyi bira yapmaz, root beer örneğinde olduğu gibi. Örneğin nettle beer da bira değildir.

Yeryüzündeki şeker içeren herşey fermente edilip bir şekilde etil alkol elde edilebilir.

Üzüm şarabı dahil bunlara kapıyı açtığımızda, herşey en düşük ortak payda olan alkol üretmeye indirgeniyor. Daha kötüsü şu örnekteki, leş gibi bir alkol olsun da ne olursa olsun kafasındaki insanları buraya çekiyor.

Bu insanlardan birşey öğrenemeyeceğiniz gibi bunlara birşey öğretmek de mümkün değil. Tek dert kafa bulmak olunca, yutulabilen her alkollü sıvı derman gibi gözüküyor.

Bu Forum’un konusu bira. İnsanlar buraya bira yapımıyla ilgili deneyimlerini paylaşmak için geliyor. Konuyu böğürtlen şarabıyla, elma şarabıyla, nar şarabıyla dağıtmak kimseye bir bilgi veya fayda sağlamayacaktır.

Yıllardır evde şarap yapımı gruplarını takip ederim. Şarap yapımına yeni başlayanların klişe davranışıdır. Şekerli meyve sularının alkole dönüşebileceğini keşfedince suyunu sıkabildikleri her şeyin şarabını yapmaya koyulurlar. Hiçbirinin tadı birşeye benzemez ama hızlarını alamayıp evdeki reçellerden de şarap yaparlar.

Bunlara aslında şarap dememek lazım, çoğu içilemez hapishane şarabı kategorisindedir. Ama işin özeti, bu kaşiflerin denemelerinden birşey öğrenemezsiniz. Tek yaptıkları şekerli suya maya salmaktır.

Bira, kendi kültürü, tarihi, stilleri ve üretim yöntemleri olan bir içki. Butik Bira’nın misyonu da birayı genel-karaktersiz-hafif bir alkol kategorisinden çıkarıp, şarap gibi bir kaideye oturtup, hakettiği kültürel zemine taşımak.

Hapishane şaraplarıyla bu misyonu sulandırdığımızda, başladığımız nokta olan “bira hamallık ya” ya geri dönüyoruz. Amaç kafayı bulmaksa bira yapacağım diye niye uğraşasınız ki?


(ersoy) #9

Tek bir soru:
Amaç hamallık olmadığı için de zencefil birası, braggot ve ciderla ilgilenenler olabileceğini, olduğunu anlamak neden bu kadar güç?
Özür dilerim, bir soru daha varmış:
Verdiğiniz örnekteki kişi üslubu nedeniyle forumdan çıkarıldı, cider yaptığı için değil - ya da ben öyle sandım - Peki o dizgede sadece alkolle ilgilenen, bu cımbızla çekilmiş kişi haricinde kaç kişi vardı? Bu yorumunuzun, ben de dahil o dizgeye yazan herkes için potansiyel bir niyet okuma içerdiğini söylemek zorundayım ve bunu şiddetle reddediyorum.


(Şişede Enaz BİRAY) #10

Adamlar 2500 yıllık mayayı hayata döndürüyorlar, biz ağzı kapalı olan paket içindeki maya dahil 1 ay oda sıcaklığında bırakılırsa ölürler diyoruz…
Hayret verici gerçekten.


(Durul Güven) #11

Yok be kerim hocam tahminim kalıntılardan hangi maya olduğunu içeriğini falan analiz edip aynı birayı yapmaya çalışacaklardır,2500 yıldan bu tarafa maya korunarak kalamamıştır,kalmış mudır yoksa👀


(master of none) #12

Bizim ilçede deniz kenarında Saçlı lakaplı bir çaycı vardı, odun ateşinde çay demler, her sabah hem çaydanlığı hem saçlarını önceki günün külleri ile yıkardı, çayhane de dolup taşardı ama sevdiklerine ince bellide, öylesine gelene fincanda çay verir, istemediğine çay yok derdi, beğenmediğini dükkana almaz, kahve isteyeni kovardı. Çay enfesti ama insanlar acaba Saçlı acaba beni beğenip çay verecek mi, hangi bardakta verecek diye giderdi daha çok. Niyeyse moderatörümüz bana Saçlı’ yı hatırlattı. Aman konudan sapmayalım, efendi efendi biramızı içelim.


(ersoy) #13

Medreseönü, değil mi? :smiley:
Neden geçmiş zaman kipi kullanıyorsunuz? Yoksa Nusret de mi terk-i dünya eyledi? Umarım öyle birşey yoktur.


(Durul Güven) #14

Aa baba tarafım Ordu-Perşembe-Çandır-Medreseönü


(Boğaç Erkan) #15

Aa benim de eşim Ordulu. :slight_smile:


(Şişede Enaz BİRAY) #16

Kalmışsa da şaşırmam, mayalar bana bazen küçük uzaylılar gibi geliyorlar, neler yapabileceklerine akıl sır ermiyor :slight_smile:


(Murat Uyar) #17

https://cokgezenadam.com/uzun-saclinin-yerinde-cay/
saçlarım üniversitede uzundu, çayı severim ama birayı hep saha çok sevmişimdir;))


(master of none) #18

Epeydir gitmedim memlekete, hatırladıklarımın çoğu çocukluktan kalma olduğundan geçmiş zaman kullandım, ama hayattaymış ve yaşayan efsane olmuş, sevindim.


(ersoy) #19

Nusret, o doğa katili sahil yolu açılmadan önce kaçkarlara gitmek üzere her yola çıkışımızda uğradığımız bir dosttu. Saçlarım belimdeydi ve söz ettiğim tarih 80lerin ortaları. Cuntabaşı kenan evrenin "punkçı gençlik istemiyorum vecizesi unutulmamış. Punkçılar uzun saçlı değil, mohawk traşlı olanlar abi diye dert anlatacak halimiz de olmadığından, memlekette uzun saçlı nüfusu sıfırın altında seyrediyor. Ben ankara gibi koca kentte her allahın günü bir tatsızlıkla karşılaşmadan doğru dürüst yürüyemezken, Nusret o küçücük yerde kendini kabul ettirmişti. Uzun saçlılar kardeşliğinden ilk görüşte kanatları altına aldı beni.
Bugünün vasatlıklar dünyasına bakıyorum da, o, evet bir çaycı. Kazandığı parayla herşeyden önce kızını okutan bir baba. O izole yerde skuba gibi bir hobi edinebilecek kapasitede bir insan. Dağdan demleyeceği çay için odunu kendi getiren, çaydanlıklar için fındık külü hazırlayan bir emekçi. Hayatımda içtiğim en lezzetli çayın mimarı ve “Ya bir gün çayı bu kalitede demleyemezsem” düşüncesiyle panik atak hastası olacak kadar mesleki ahlak sahibi bir adam. Efsane olmayı sonuna kadar haketti. Bunun şahitlerinden biri de benim ve öyle olduğum için de çok mutluyum. Bir böyle renkli insanlara bak, bir de renk diye çamur grisinden başka bir şey bilmeyen günümüz güruhuna. Yaşlandım galiba. Bugünden şikayet, nostalji, “bizim zamanımızda” muhabbeti, ne ararsan var. :smiley:


(Murat Uyar) #20

Beytepe’de 90 ların hemen başında ben de saçlarımla oradaydım, bir hak hukuk mücadelesi ile. olimpos, kelebekler vadisi, beytepe Can baba’nın yeri,!!!aaah nostalji mi dersiniz bilemedim. bildiğim tek şey haklıyız kazanacağız.
burası hobi forumu, haklıyız, en güzel biraları yapacağız, mayalar bizim, maltlar bizim, en güzel biralar bizim hakkımız diyelim;)))
zorlamayın kardeşim;)))