Eskinin İstanbul'unda bira kültürü


(Belgin D.) #1

…İstanbul halkının bira ve birahane ile tanışması Tanzimat’tan sonraya rastlar.Daha 1840’larda ünlü Salvatore birası Pera’da görülür.Sonraları çeşit çeşit Alman,Çekoslavak,Macar,İngiliz biraları ile Selanik’te üretilen Olimpos birası doluşur Osmanlı başkentine.Yerli bira üretimini ise ilk,İsviçreli Bomonti kardeşler başlatırlar 1890 yılında.Sonra da Feriköy’deki tesisi,1902 yılında Şişli’nin arkalarında boş bir alana taşırlar.1930’larda ise fabrikanın yanında meşhur,kameriyeli Bomonti Bira Bahçeleri açılır,beş ve on litrelik küçük fıçı biralarıyla bu bahçelerde 1950’li yıllara kadar İstanbul halkına hizmet edilir.

Bira ve diğer içkilerin yanında basit yiyeceklerin, -gravyer peyniri,sahanda kaşar,sucuklu yumurta,istridye,vb. - verildiği ilk birahaneler, dekorasyonları, bar tezgahları, yüksek masaları ile dönemin meyhanelerinden farklıdır. Fıçı birası Stein adı verilen ve sonraları Arjantin diye adlandırılan büyük bardaklarda içilir. Bunları işletenlerin de neredeyse tamamı Rum’dur.
(1920 yılında 502 birahane ve kafe sahibinin sadece 4’ü Türk,470’I Rum,16’sı Ermenidir.)

Günümüzdeki İstiklal Caddesi üzerinde,Anadolu Pasajı’nda açılan Brasserié l’Orient (Balabani,Şark Birahanesi, sonra Anadolu Birahanesi) içinde havuzlardan suların aktığı , akvaryumlarında rengarenk balıklar dolaşan, bülbüllerin öttüğü bir mekandı ve özellikle Arnavutköy’den gelen istridyeleri ile ün yapmıştı.

Galatasaray meydanına yakın Sponeck Birahanesi,1897 yılında İstanbul’da ilk defa yapılan halka açık film gösterisi nedeni ile ayrı bir şöhrete sahipti.

Tepebaşı’ndaki Çardaş ve Kohut birahaneleri levanetn ve gayrimüslümlerin aileleri ile gidebildikleri nezih yerlerdi.1940’lı yıllarda açılan Atlantik Birahane ve Lokantası (Alkazar Sineması’nın yanı) ,Tepebaşı’ndaki Lala Lokanta ve Birahanesi ( Mastika ve Sakız rakılarıyla ünlü), Lale Sineması’nın yanındaki Pınar Birahanesi (Pastırmalı ve sucuklu yumurtası meşhur) Rumlar tarafından işletilirken,Fransız Konsolosluğu’nun yanındaki **Mavi Köşe’**nin (1945’den sonra Otomatik İçkili Lokantası) sahibi bir Türk’tü.İstiklal Caddesi üzerinde,Çiçek Pasajı girişinin sağında yer alan **Degüstasyon’**un sahibi İtalyan,ilk Tünel’de açılan **Fischer Lokanta ve Birahanesi’**nin sahibi de Alman’dı.

İçindeki çiçekçi dükkanları nedeniyle halk arasında Çiçek Pasajı olarak anılan eskinin Hristaki Pasajı,yani Sait Paşa Geçidi’ndeki dükkanlar 1940’lı yıllardan itibaren yerini birer birer birahanelere terk eder ama “çiçek” adı ortadan kalkmaz.

Bu akımı başlatan da, girişi İstiklal Caddesi üzerinde bulunan Degüstasyon Lokantası’nın pasajın içine once birkaçmasa ve sandalye atması, ardından oraya bir kapı daha açması olur.Çiçek Pasajı artık içkiyle,özellikle de bira ile araşı iyi olan erkeklerin bir buluşma yeri gibidir.Ta ki 1978 yılında bir gece yarısı çökene kadar. Neyse ki on yıl sonra tekrar kapılarını açar ama geçen sure içinde hem insanlar,hem de pasaj değişmiştir.Eskinin çiçekçi tezgahları arasında, fıçılar üstünde büyük bardaklarla bira içilip midye tava, karides, pavurya yenilen Haldun Tanerin tabiriyle bu “Dünyanın En Civcivli Meyhanesi” artık içkili kantin’e dönüşmüştür.

Yıllarca ince uzun, omuzlu, kahverengi veya yeşil Tekel Birası şişelerinden kırk yılda bir siyah bira çıkınca mutlu olan insanlarımız, özel sektöre de üretim izni verilmesinden sonra 1969’da Efes Pilsen ve Tuborg biraları ile tanışır.Bunların yaptıkları reklam kampanyaları sonucu özendirilen bira tüketiminin özellikle genç nüfus arasında hızla yükselmesi ile 1970’li yıllarda şehrin her yerinde kokoreçli, patates ve midye tavalı “bacanak” birahaneleri açılır.Seksenlere gelindiğinde Çelik Gülersoy’un deyişi ile Beyoğlu’nda şarap kültürünün yerini bira kültürü almıştır ama, o da bir sure sonra yerini rakı kültürüne bırakacaktır.

Günümüzde her şeyin dış alımı serbest olduğundan dünyanın dört bir yanından açığı,koyusu,kırmızısı,siyahı,ağırı, hafifi çeşit çeşit biralar da geliyor ve lokantaları, barları ve kafeleri dolduruyor.Tıpkı 1840’lardaki gibi!

	                                      Kaynak:İstanbul’un Tadı Tuzu
							       İlhan Eksen

Sinyor Nikoli’nin İsviçre Birahanesi’nde Anadolu Demiryolları Müdürü Mösyö Hugein devam ederdi.Sinyor Yani’nin Viyana Birahanesi de öğretim elemanları olan Alman subaylarının yeriydi.Yani’nin Strazburg Birahanesi’nde Galatasaray Lisesi’nin Fransız öğretmenleri ile Paris gazetelerinin muhabirlerini görmek olağandı.Bir de Londra Birahanesi ile Balabani vardı.Bunlara daha çok Rumlar giderdi.Hepsinde de Pilsen birası,Strazburg birası ve Münih’in her türlü birası bulunurdu.Hofbrau,Stepanbrau,Lövenbrau gibi.Bunlar Avusturya Lloyd gemileriyle fıçı içinde serbestçe ithal edilirdi.

				*Willy Sperco,Yüzyılın Başında İstanbul
					      Çelik Gülersoy Vakfı,1989

(Atila Filmer) #2

“Türkiye’de Alkol Kültürü” adlı makale bir miktar ışık tutuyor konuya,ilgililerin dikkatine.

Kaynak : TÜRKİYE’DE ALKOL KÜLTÜRÜ - Kültegin Ögel


(prnrml) #3

Biranın bu topraklarda geçen yakın tarihi çok acıklı maalesef. Efes’in online bira müzesi vardı vaktiyle. Olayın kültür boyutunu idrak edemeyenlerce internetin derinliklerine gömülerek cezalandırıldı bu çalışma. Neyse ki archive.org var. İlgilenenler için güzel kaynak(tı):

https://web.archive.org/web/20060721155911/http://www.efesbiramuzesi.com/bira_tarihi/tanzimat_donemi.aspx


(Belgin D.) #4

Ilhan Eksen, kitabında bira ile ilgili değindiği konuları bu kaynaktan sağlamış sanırım.Teşekkürler.